Lütfen Arama terimlerinizi kutucuğa yazınız

Özel Arama

TÜY AZALTICI BİTKİSEL FORMÜL

Malumunuz biz kadınların en büyük sorunlarından birisi de hiç şüphe yokki epilasyondur.bacak,yüz ve genital bölgelerde oluşan tüyleri sürekli ağda veya benzeri bir yöntemle almanız gerekir,üstelik bunu en az 15 günde bir tekrarlamanız gerekir.Buna rağmen kıllar sürekli çıkmaya ve çoğalmaya devam eder.Üstelik ince tüyler bile bir süre sonra kalın kıl kökleri haline gelir.

Bugün size bir arkadaşımın kullandığı ve tavsiye ettiği bitkisel bir yöntemi anlatacağım.

Bir şişe karınca yumurtası yağı ve yaklaşık 25 gram marul tohumu temin edelim. Marul tohumlarını havanda iyice ezelim ve karınca yumurtası yağı ile karıştırıp en az bir hafta ağzı kapalı olarak bekletelim. Bu karışımı bir hafta beklettikten sonra süzelim bir şişeye boşaltalım ve ağzı kapalı olarak muhafaza edelim. Cildinize epilasyon yaptıktan sonra (ağda, cımbız, epilasyon vs...) gece yatmadan önce tüylerin olmasını istemediğiniz bölgeye 3-4 gün masaj yapılarak yedirilir. Bu işlem tüylerin azalmasına ve tüylerin incelmesine faydalı olacaktır. Düzenli olarak uygulandığında ise tüylerin yok denecek kadar azaldıkları göreceksiniz.

Hamilelik Ve Doğumdan Sonra Oluşan Çatlaklar

Uzm.Dr.Betül Şengör Cilt Sağlığı Uzmanı.Cilt bakımı konusunda pek çok makalesi bulunmaktadır.Bugün sizlere özellikle kadınların en büyük cilt sorunlarından olan hamilelik ve sonrasında karın ve basen bölgesinde oluşan çatlaklarla ilgili Uzm.Dr.Betül Şengör'ün yazdığı bir makalayi yayınlıyoruz.Bu makalenin hamilelik,gebelik sonrası oluşan derin çatlakları kendisine sorun eden bayanlar için aydınlatıcı olmasını ümit ediyoruz.


Gebelikte ve Sonrasında Cilt ve Vücut Bakımı

Hamilelerde en sık rastlanan sorunlar ciltte lekelenme (bknz. hiperpigmentasyon), kılcal damarlarda belirginleşme, vücutta kilo alımı ile paralel olabilen çatlaklar, cilt sarkmaları, varisler veya dolaşım problemleri olmaktadır.
Hamilelik sırasında vücut bebek ve anne için kendinde bir takım değişiklikler yapmak zorundadır. Bu sırada kan dolaşımı hızlanmakta ilk 3 ayda bile 1-1.5 litre kan hacminde artma olmaktadır. Bu da hamilelerde baş dönmesi olarak ve bazen de çarpıntı şikayetleriyle kendini belli eder. Dolaşımın hızlanması ciltte bazen flushing dediğimiz kızarma ataklarını tetikleyebilir, ancak geçicidir. 8-9. haftalara doğru artan hormonlarla doğrudan ilişkili olarak akne benzeri sivilcelerde artma olabilir, çoğunlukla bu da geçicidir. 


Hamilelik süresince değişen hormonlara bağlı olarak genetik olarak yatkın olan kişilerde vücutta tuz tutulumuna bağlı olarak ödem olabilmekte bu da selülitli görünüme neden olmaktadır. Selülülitin tedavisi için ilk 3 aydan sonra bazı peeling etkili ürünler ile duşta lifle masaj yapılabilir, içilen su oranının arttırmak ve yürüyüş yapmak iyi gelecektir.

Bu dönemde ister istemez kilo alınmaktadır. Ancak hamilelik bir hastalık değildir, kontrollü olarak kilo almak uygundur. Şayet hamilelik sırasında herhangi bir sorun varsa ve dinlenmek önerilmişse çaresiz istemediğimiz kadar kilo alabiliriz. Bu durumda ciltte aşırı gerilmeler yüzünden çatlaklar ve sarkmalar ortaya çıkabilmektedir.
Çatlakların oluşmasında en önemli rol genetik yapımızdadır. Çünkü fazla kilo almadığı halde çatlak sorunu olan kadınlarımız da vardır. Ancak alabileceğimiz önlemler arasında yine cilde uygulanan masajın önemi büyüktür. Çünkü bu sayede hücrelerin uyarılmasıyla kollajen liflerin sentezlenmesi tetiklenebilmektedir. Banyolar sırasında sürülen badem yağlarından faydalanılabilir, ilk 3 aydan sonra çatlak oluşumu önleyici kremlere başlayabiliriz. 
Özet olarak hamilelik sırasında alınabilecek önlemler;
  • Sabahları mutlaka güneş koruyucu içerikli bir krem sürmek (melasma açısından)
  • Bol sıvı tüketmek
  • Yeterli uyku almak
  • Düzenli yürüyüş
  • Duşlar sırasında bacaklara lif uygulamak
  • Her gün karın ve basen bölgesine nemlendirici krem sürmek
  • Akşamları ayakları dinlendirmek, dolaşıma iyi gelebilecek önlemler almak
kaynak:Uzm.Dr.Betül Şengör - www.cildiminsagligi.com'dan alınmıştır.

AŞIRI TERLEME TEDAVİSİNDE UYGULANAN YÖNTEMLER


Aşırı Terlemeye Karşı Hiperhidroz Tedavisi

Bahar aylarını yaşadığımız şu günlerde hepimizde tatlı bir telaş görülür. Yaza formda girmek ve kış boyunca aldığımız kiloları geri vermek isteriz. En çok bu aylarda spor yapar ve ter atarız. Spor ve sıcak hava ile birlikte ter atma oranımız artar ve bu kimilerimiz için büyük sorun haline gelebilir. Hatta bazıları yaz kış farkı olmaksızın bu sıkıntıyı sürekli yaşarlar. Mutlaka sizde karşılaşmışsınızdır onlarla. Aşağıdaki yakınmalardan bazıları size veya bir yakınınıza tanıdık gelebilir.
1.       İnsanlarla tokalaşmaktan çekiniyorum, ellerim sürekli terliyor.
2.       Çizim yaparken elimin altına peçete koymam gerekiyor. 
3.       Ayaklarım sürekli terlediği için bir başkasının yanında ayakkabımı çıkartamıyorum 
4.       Gömleğimdeki ter izlerinden dolayı toplantılarda ceketimi çıkartmak istemiyorum. 
5.       Yıllardır açık ayakkabı giymek isterim, terden dolayı giyemiyorum. 

Eğer siz de bu tip bir sorunla karşılaştıysanız veya bir yakınınızın bu tip yakınmalarına şahit olduysanız Hiperhidroz ile ilgili bilgilenmenizde fayda var demektir. 




Hiperhidroz nedir?
Hiperhidroz kelime anlamı olarak  aşırı terleme anlamına gelir. Terleme vücudun kendini serinletmesi için kullandığı en önemli yollardan biridir. Hiperhidrozlu insanlar ısı kontrolü için gerekenden çok fazla ter salgılarlar.
İki tip hiperhidroz vardır. Genel hiperhidroz bütün vücudu etkiler ve daha seyrek görülür ve genellikle başka bir hastalıkla ilişkilidir.
En genel tip; bölgesel hiperhidrozdur. Koltukaltı terlemesi, şikayetlerin % 30-40’ını oluşturur. Geri kalan kısımda el ve ayak terlemesi önemli yer tutmaktadır. Daha seyrek olmakla beraber yüz de etkilenebilir. 


Hiperhidroz ne sıklıkla görülür? 
Her 100 kişiden birinde hiperhidrozun bir şekli görülür. Genellikle ergenlikte ve 20’li yaşlarda başlar.


Bölgesel hiperhidroz neden oluşur? 
Sebebi tam olarak bilinmemektedir. Hiperhidrozu olanların üçte bir ila yarıya yakınının akrabalarında aynı sorunu olan bulunmaktadır. Bu da kalıtsal bir neden olduğunu düşündürmektedir.


Vücutta hiperhidroza neden olan nedir?
Bölgesel hiperhidroz bir tür ter bezinin aşırı çalışmasından veya sorunlu olan bölgede fazla miktarda bulunmasından kaynaklanır. Bu ter bezleri vücutta her yerde bulunmakta ancak en sık olarak el, ayak ve koltuk altında bulunmaktadır. Hiperhidrozu olanlar yüksek miktarda ter üretirler. Bu da el, ayak, göğüs veya koltuk altının (vücudun  etkilenen yerine bağlı olarak) sürekli olarak ıslak olması demektir. Bu durum kişiyi işte ve sosyal hayatta zor durumda bıraktırabilir ve normal günlük aktivitelerin sürdürülmesini zorlaştırabilir. Hiperhidrozun koku yaptığı doğru değildir; bazıları terin koku yaptığını düşünür, aslında koku  terin ciltte uzun süre kalması ile oluşan bir bakteriden kaynaklanır.


Hiperhidroz için ne yapabilirim? 
Kendi başınıza alabileceğiniz bazı önlemler: Sizi serin tutacak giysi seçin. Doğal pamuklular serin tutar ancak teri emerler ve ıslak kalırlar. Gün içerisinde giysi değiştirmeye çalışın. Çalışma ortamınızı serin tutun ve iyi havalandırın. Terlemeye yol açan yiyecek ve içecekten uzak durun. Bu herkese göre değişir, sizi etkileyenleri tespit edebilirsiniz. Stres, gerginlik ve endişe herkes için genel bir problemdir. Hiperhidrozu olanların bu durumlarda terleme ile ilgili başka zorlukları da olur. Gün içerisinde stresi nasıl azaltacağınızı düşünebilirsiniz, aktivitelerinizi dikkatli planlayıp ve dinlenmek için zaman ayırabilirsiniz. Ter kokusu kişisel temizliğe verilen önemle giderilebilir; gerçi sürekli terleyen biri için bu kolay olmasa da etkili ve basit bir önlemdir.


Tedavisi var mıdır? 
Bölgesel hiperhidroz tedavisinde bazı deodorant ve spreyler kullanılabilir ancak bunlar sadece kısa süreli etki gösterirler, iontoforez denilen bir dermatolojik metod el ve ayaklardaki hiperhidroz için kullanılabilir. Ancak bu metod da haftada en az iki kez uygulanma gereği ve etkinin kalıcı olmaması nedeniyle tedavi başarısı ve hasta uyumu düşüktür. En radikal tedavi terleyen bölgedeki ter bezlerinin cerrahi metotlarla çıkarılmasıdır. Ancak bu metod çoğu hasta için zahmetli ve tercih edilmeyen bir alternatiftir.
Bölgesel aşırı terleme probleminde en başarılı sonuçları aldığımız yeni bir tedavi şekli ve bu tedavide kullandığımız bir ilaç var: BOTOX


Botox nedir ?  Nasıl etki eder?
Botox deri altına enjekte edilen bir ilaçtır. Hiperhidroz için önerilir, yıllardır göz, yüz, boyun ve ayakta kullanılmaktadır. Deri altına çok az miktarda (ortalama 100 ünite) enjekte edilen Botox ter bezlerine ulaşan sinirlerin çalışmasını geçici süre bloke ederek ter bezlerinin ter üretimini bölgesel olarak engeller. 
Botox yapıldığı bölgedeki duyu hislerini etkilemez sadece ter bezlerini etkiler.


Botox nasıl uygulanır?
Çok ince uçlu iğnelerle terleyen bölgeye sık aralıklarla uygulanır. Terlemenin en yoğun olduğu bölgeyi görmek için renk veren bir solüsyon sürülebilir. Uygulama en fazla yarım saat sürer. Enjeksiyon yapılan bölgede ağrı olmaması için sıklıkla lokal bir anestezik krem kullanılabilir, ya da enjeksiyon bölgesi kısmi olarak uyuşturulabilir. Uygulamadan hemen sonra kişi günlük aktivitesine geri dönebilir.


Ne kadar süre sonra etkili olmaya başlar ve etkisi ne kadar sürer?
Uygulamadan sonraki ilk hafta içerisinde iyileşme gözlenir. Botox’un etkisi genellikle 4 ila 10 ay sürer. Etki geçmeye başladığında ikinci uygulama yapılır.

Botox uygulamalarına devam etmezsem ne olur?
Botox’un etkisi bir süre sonra geçmeye başlar. Eğer devam etmezseniz uygulanan bölgelerde kalıcı bir değişiklik olmaz ve terleme düzeyi yavaş yavaş tedaviye başladığınız seviyeye gelir.

kaynak:Uzm.Dr.Betül Şengör - www.cildiminsagligi.com'dan alınmıştır.

Cilt Gençleştirme ve Cilt Onarma Yöntemleri

Ciltte oluşan kırışıklıklar malumunuz bütün kadınların ortak derdi.Kaz ayakları,Göz altı torbaları,göz çevresi kırışıklıkları ve diğerleri...

Cilt hastalıkları uzmanı uzm.Dr.Betül Şengör uyguladığı PRP adlı yöntemle kadınlara ciltlerini gençleştirmeyi öneriyor.Nasıl yapıldığını merak ediyorsanız makalenin devamını okuyun.

1. PRP tek başına ne kadar etkilidir? Sonuçları nelerdir ve etkisi ne kadar sürer?

2. PRP tek seferde mucize yaratan bir hücresel tedavi yöntemi midir?
3. Tedavinin herhangi bir yan etkisi var mıdır?
4. Her yaş grubunda ve cilt tipinde aynı etkiyi yaratması mümkün müdür?
5. Özellikle hangi yaşlanma sorunlarına çözüm getirir?
6.Kendi kanınızla gençleşmenizi sağlayan PRP, hangi yöntemlerle uygulanırsa kalıcı ve güçlü sonuçlar elde etmek mümkündür?


PRP nedir?
Platelet Rich Plazma kelimelerinin baş harflerinden alınan PRP; günümüzde cilt gençleştirme yöntemlerinden hücresel tedavide gelinen en iyi noktalardan biridir. Platelet trombosit demek olup; trombositler kanımızda var olan hücrelerdir. Sayıları ortalama 300 000 kadar ve ömürleri 4 gündür. 2-4 mm çaplı bu hücreler kanın pıhtılaşma veya akışkanlık özelliklerini ve yaraların iyileştirilmesinde yara yerinin temizlenmesi görevlerini yerine getirir. Ayrıca trombositlerden salınan büyüme faktörleri hücrelerin onarım mekanizmasını devreye sokarak yaraların iyileşmesini sağlamaktadır.



Anti-aging ve PRP ilişkisi;

Cildin ışıklarla, lazerle veya kimyasal peelinglerle uyarılması aslında sınırlandırılmış hasarla ciltte onarımı ve gençleşmeyi tetiklemektir. Kısacası ciltte çok hafif hasar yaratır gibi yaparak cildi uyarıp; yara iyileşme mekanizmasını devreye sokmak aslında cildi gençleştirmek için bir tetiktir. Çünkü hücreler uyarı sonrası harekete geçer; yara iyileşmesini taklit edercesine üretim başlar, kollajen ve elastik lif üretir, dolaşım artar, dokunun uyarılan bölgesi temizlenir, arınır; dolayısıyla rengi açılır, damarları iyileşir, cildin sağlığı eskisinden daha iyi olacak şekilde geri kazanılır. 
Cilt uyarılmazsa yaşlanır; sloganım adeta, ancak burada vurgulamak istediğim şu, mekanik veya kimyasal, iğneli veya iğnesiz cilde uygun olan doğru yöntemleri kullanarak cildi uyarmakla yılları geriye çevirmiş, anti-aging yapmış olabilmekteyiz.


PRP tek başına ne kadar etkilidir? Sonuçları nelerdir ve etkisi ne kadar sürer?


Hücresel tedavi yöntemi ile kastedilen, hücrelerin çalışmasını teşvik etmek ve ihtiyacı olan malzemeleri vermektir. Bu yöntem hücrelerin çalışmasını tetikleyen büyüme faktörlerine ortam sağladığı için, anti-aging tedavide değişmeyecek bir yere oturmuş durumdadır. 

PRP tedavisinin tek başına yeterliliği, kişinin yaşına, yaşanmışlığına, cildin görünen ve analiz edilen sonucuna göre değişecektir. Cildi güneşten yıpranmış ve sarkmış da olsa yapılması faydalıdır, sadece cansız ve soluk görünüyorsa da yapılabilir.


Tedavinin herhangi bir yan etkisi var mıdır?
Bu tedavi otolog yani kişinin kendi hücresinin tekrar kendisine verilmesiyle ilişkili olduğu için zararı yoktur, uygulanabilir; ancak beklentileri açısından uygulayan hekimin hastasını doğru tedavilerle gerekirse desteklemesi uygundur.

Her yaş grubunda ve cilt tipinde aynı etkiyi yaratması mümkün müdür?

PRP tedavisinin sonuçları, kişinin yaşı, cildini güneşten koruma şekli, sigara içip içmemesi, stres, beslenme, uyku durumları ile ilişkilidir. Her tedavide bu geçerlidir, insan hücrelerden oluşan canlı bir mekanizmadır. Tetiklenen hücreler 2-3 hafta içinde ürettikleri kollajen, elastik liflerin gerginleştirici etkinliklerini cilde yansıtmaya başlar, ciltte nemlenme etkisi ise daha erken fark edilebilir.


Özellikle hangi yaşlanma sorunlarına çözüm getirebilir?
Güneşten etkilenen ciltlerdeki homojen olmayan renk sorununa çözüm getirebildiği gibi ciltteki savunmayı arttırarak kuruluk veya hasarla ya da cilt ekzemasıyla ilgili sorunlara da iyi gelebilmektedir. 30 yaş üstü her cilde sağlık kazandırmak adına uygulama yapılabilir.


 Kendi kanınızla gençleşmenizi sağlayan PRP, hangi yöntemlerle uygulanırsa kalıcı ve güçlü sonuçlar elde etmek mümkündür?


Anti-aging prensibinde kişinin kendi ihtiyaçları doğrultusunda doğru yöntemleri kombine etmek vardır. Şöyle ki; dinamik olan yani kasa bağlı olarak cildin hareketi ile oluşan kırışıklıklarda elbette ki botulinum toksin uygulaması en doğru çözümü sunmaktadır. Çünkü bu tedavi ile çalışan kaslar gevşetilir ve geçici olarak çalışmaları yavaşlatılır ve uygulanan bölgenin cildinin gerginliği geri kazanılmış olur.


Örneğin cilt altı dermis dediğimiz bölgenin hyaluronik asit rezervi yaşla birlikte azalmaktadır; bu bölgeye çeşitli dozlarda hyaluronik asit enjekte edilebilir. Bu tip enjeksiyonları dolgu enjeksiyonu adı altında toplamak tam doğru değildir. Bu yöntemle hedef, ya kaybedileni yerine koymak, ya da boşlukları doldurmaktır, yüzü şişiren yöntemler ise cerrahi olarak uygulanan fazla yağ enjeksiyonlarıdır. Yağ enjeksiyonları da bilinçli ellerde çok başarılı olup; günümüzde kök hücre teknolojisi ile beraber fazla şişmeden hem de hücresel canlanmayla beraber uygulanabilmektedir.

Vitamin iğneleri ya da mezoterapi ile yapılan cilt uygulamalarında hedef, çalışan hücrelere direk olarak ihtiyacı olan maddeleri vermektir. Bu sayede hücreler bu vitamin, mineral ve aminoasitleri kullanarak üretime geçmekte ve kollajen, elastik lif ve hyaluronik asit sentezlemektedir.

Ayrıca daha önce de bahsettiğim gibi hafif hasar yaratan yöntemler de hücreleri uyarmak ve çalışmaları için teşvik etmek için uygun yöntemlerdir, bu nedenle IPL, lazer ve kimyasal peeling yöntemleriyle beraber PRP tedavisi rahatlıkla uygulanabilir, sonuçlar çok daha iyi olabilmektedir.

Kaynak:Uzm.Dr.Betül Şengör - www.cildiminsagligi.com'dan alınmıştır.

SELÜLİT TEDAVİSİ İLE İLGİLİ MERAK ETTİKLERİNİZ

Selülit Tedavisi

Selülit ağırlıklı olarak kadınların sorunu olmakla birlikte, kilo alan ve androjen hormon eksikliği veya yetmezliği olan erkeklerde de görülebilir.
Selülit bilindiği gibi şişmanların sorunu değildir, zayıflarda da görülebilir. Oluş nedenleri arasında, cilt altı bağ dokusunda engebeli görünüme yola açan gevşeklik, ödem (su tutulması) genellikle genetik yatkınlığı olan kişilerde ve sıklıkla hormonal sikluslarımızla ilişkili olarak, mikrodolaşımın bozulması, bununla ilşkili olarak cilt altı yağ tutulumunun artması ve yağ lobüllerinin arasının sert fibröz kapsüllerle çevrelenmesi, dolayısıyla bir kısır döngü şeklinde birbiriyle ilişkili çok sayıda mekanizmayla ilişklili bir hastalıktır.

Ayrıca selülitin evreleri de vardır. Sadece  deriyi iki parmak arasında sıkıştırınca veya kasları kasınca portakal kabuğu şeklinde ortaya çıkan görünüm varsa evre I, normal pozisyonda iken görünüyor ancak, kasları kasınca çukurluklar oluşuyorsa evre II, hem çukurluklar hem de sertlikler var ve ağrılıysa evre III olarak değerlendirilir.
Selülitin tedavisinde, oluş sebeplerini düzeltmeyi hedefleyecek şekilde bir yol izlemek buna göre kombine bir bakım uygulamak önemlidir. Bu yüzden selülitin tek bir tedavisi yoktur. Hiçbiri tek başına yeterli sonuç vermez. Uygulanan başlıca yöntemler; LPG ile lenf drenaj masajı, elektrostimulasyon (ESM- Quantum-Caci) ile hem kasları hem de bağ dokusunu uyarma, benzer şekilde biraz daha güçlü olarak bağ dokusunu uyaran ve cilt altı yağlanmayı azaltan radyofrekans ve infrared tedavisi, iğneli işlemlerden mezoterapi ve karboksiterapi olmaktadır.
Bu sayılan yöntemlere ek olarak özel beslenme programı ve ağızdan alınabilecek bazı gıda takviyeleriyle selülit tedavisi içeriden de desteklenmektedir. Şayet diyet eğer tek başına yapılacak olursa istenilen bölgeden yeterince yağ kaybetmediğimiz gibi bir de yüzümüzden, göğsümüzden kaybedebiliriz. Bu nedenle bölgesel uygulamalar yapılırken diyetle desteklenirse istediğimiz yerlerden kilo vermemiz daha kolay olabilmektedir.
Tedavide olmazsa olmazlardan biri olan ve selülitin en önemli sebebi olan dolaşım bozukluğunun giderilebilmesi için uygulanan lenf drenaj masajı şarttır. LPG masajını  özellikle biz dermatoloji uzmanlarının tercih etme nedenimiz, endermoloji bilimi ile ilişkili olduğunu bilmemiz ve FDA onayı almış olmasıdır. En önemli nokta bu masajın kesinlikle ehliyetli kişilerce uygulanmasıdır. Aksi halde ciltte sarkmalara, kalçada düşüklüğe veya selülitlerde artmaya neden olabilir. Bilinçsiz ellerde uygulanan el masajlarının bile uzun dönemdeki sonuçları ne yazık ki selülitin daha da kötüye gitmesine neden olabilmektedir. Masaj sonrasında hemen uygulanan mezoterapi ve karboksiterapi ile sonuçlar çok daha iyi olabilmektedir. Çünkü işlem öncesine dolaşımı düzenlemiş ve toksinlerden arındırılmış olabilmektedir.


LPG nasıl etki yapmaktadır?

LPG uygulamaya alınan bölgelerde kan dolaşımı ve lenfatik dolaşımı arttırmakta, metabolik atıkların atılımını kolaylaştırarak doku drenajı sağlamakta, mevcut fibroz bantları serbestleştirerek deriye esneklik kazandırmaktadır. LPG uygulaması ile deriden kasa kadar tüm cilt altı dokuların yeniden şekillendirilmesi sağlanır.
 

Estetik amaçlı uygulama alanları
  • Selülit tedavisi
  • Vücut kontur düzeltmeleri ve lokal inceltmeler sağlayabilmek
  • Sarkık derinin tonus ve elastikiyetini arttırabilmek
  • Karboksiterapi ve mezoterapi ile kombine kullanım
  • Liposuction sonrası iyileşme sürecini hızlandırma ve düzensizlikleri ortadan kaldırabilmek.
LPG uygulamaları nasıl yapılmaktadır?


Tedavi sırasında her hastaya özel uygulama çorabı giydirilmektedir. Seans sayısı 10-20 seans arasında değişmektedir. LPG tedavisi tamamen ağrısız olmasının yanı sıra hastada stres azaltıcı ve rahatlatıcı etkilere sahip olabilmektedir. Her bir seansta uygulama 35 dakika sürmektedir.
*2 ay süreyle 15 seans uygulanır.


MEZOTERAPİ


Mezoterapi kelime anlamı derinin orta tabakasının tedavisi demektir. Ancak bu kelime ile günümüzde anlaşılan ise; deri içine tedavi veya estetik amaçlı ilaç verilmesidir. Tarihi geçmişi 200 yıl öncesine dayanan çok eski bir yöntem olup; ilk zamanlar kulak çınlamalarını prokainle giderebildiğinin anlaşılmasıyla kullanılmaya başlanmış sonraları estetik tıp uygulamaları ilave olmuştur.
Günümüzde özellikle vücuttaki lokalize yağlardan kurtulmada, selülitin tedavisinde veya cilt gençleştirme ve saçları besleme amaçlarıyla sıkça uygulanmaktadır. Ayrıca fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanları tarafından ağrı gidermek amacıyla da kullanılmaktadır.

Mezoterapi yönteminde, selülit olan bölgeye özel tabancası aracılığıyla çok ince bir enjektörle cilt altına, dolaşım düzenleyici olarak prokain, gingko biloba, buflomedil kullanılırken, yağ parçalayıcı olarak ise sıklıkla fosfatidil kolin (soya), karnitin, kafein, enginar özü gibi daha bir çok özellikli ilaçlar kullanılmaktadır. Son olarak cildi yapılandırıcı olan ilaçlar ise organik silisyum, c vitamini, karışık vitamin ve aminoasitlerden oluşan kokteyller kullanılmaktadır. Seans aralıkları kişiden kişiye değişmekle birlikte haftada 1 olup; 4-10 seanstır.

KARBOKSİTERAPİ


Bu yöntemin asıl çıkış noktası bir ortamın oksijensiz bırakılmasının (hipoksik ortam), o ortama kan gelmesini tetikleyerek yani dolaşımın hızlanarak oksijen getirmesinin o bölgedeki yağ hücrelerinin kullanılmasını, dolayısıyla yağ dokusunun azaltılmasını sağladığı görüşüdür. Bu düşünceyle şekillenen tedavinin, karbondioksit gazının masum oluşu ile uygulama konusunda güven vermesi de etkili olmaktadır.

Çünkü vücudumuz karbondioksit gazına zaten alışıktır ve bu gazı ya akciğer ya da böbrekler üzerinden rutin olarak atar. Nasıl etki ettiğine gelince; cildin altına ince bir iğne aracılığıyla karbondioksit gazının verilmesi öncellikle o bölgeye kan akışını hızlandıran daha da önemlisi dolaşımı düzenleyen bir mekanizmayı tetikler. Bu sayede kanın birinci görevi olan oksijen taşıma işlemi başlamış olmaktadır. Karbondioksit verilen bölgeye gelen kanın bu bölgedeki karbondioksiti alıp yerine oksijen bırakmasıyla yağ hücrelerinde yağ yakımı başlatılmış olmaktadır. Elbette böyle bir işlem yapılırken lokal olarak incelme veya sıkılaşma olabilmektedir. Ayrıca oksijenlenen hücreler canlanmakta ve cilt sıkılaşmakta, ciltte  çatlak (stria) olan bölgelerde iyileşebilmekte, ciltteki gerginlik artabilmekte ve bir yandan hücreler daha fazla yağ yakabilmektedir.


Ayrıca bu iki yöntem dışında doğru beslenme ve takviye edilecek ağızdan alınan vitamin ve mineraller, önerilen spor biçimi (ağır sporlardan kaçınmak ) ve bol sıvı tüketimi başarılı olabilmemiz için gerekenler arasındadır. Bazı vitamin markalarının dolaşımı düzenleyen, bağ dokusunu onaran, ödemin çözülmesine destek olan, yağ yakımını arttıran, kilo kontrolünde etkili olabilen ürünleri de vardır. Gotu kola, piknogenol, grape seed extract, gingko biloba, CLA, tonalin, L-carnitin, krom-pikolinat gibi içerikler bunlar arsında sayılabilir.
kaynak:Uzm.Dr.Betül Şengör - www.cildiminsagligi.com'dan alınmıştır

ROSE HASTALIĞI,GÜL HASTALIĞI NEDİR

Cilt kızarıklığının çeşitli sebepleri vardır. Açık tenli kişilerde daha yüksek oranda görülen bu durumun kılcal damarların yüzeye yakın olması ve hızlanmış kan dolaşımı ile ilgili olduğu söylenebilir. Peki neden kan damarları yüzeydedir? Ya da neden kan dolaşımı hızlanır? Bunlar var diye her zaman cilt kızararak mı reaksiyon verir?
Sıcak, soğuk, güneş, buhar, ilaçlar, stres, bazı gıdalar (baharatlar) cildin kan dolaşımını hızlandırabilir. Kan damarlarının yüzeye çıkması ya yapısaldır, ya da sonradan edinilmiştir. Özellikle açık tenli bir cilde sahipsek ve genetik olarak bazı hassasiyetlerimiz varsa çevresel etkenler cildimize daha fazla zarar verir.
Cildimizin çok sayıda çeşitli görevleri olan hücreleri vardır. Bu hücrelerden bazıları çevresel etmenlere karşı savaşarak cildin damarlarını ve diğer hücrelerini korur. Çevresel etkenler arasında en önemli olan bilindiği gibi ultraviyole (UV) ışınları yani güneştir. Özellikle UVA cildin dermis’ine (hücrelerin ve damarların olduğu tabakaya) kadar rahatlıkla iner. Buradaki yapıları olumsuz yönde etkiler, bu yüzden cilt kırışır, kurur, lekelenir, damarları hasarlanır, hatta kanser olabilir.
Şayet sıkıntı ve stresle flushing dediğimiz kızarmalar ani olarak ortaya çıkıyorsa, herhangi bir hastalıkla ilişkilendirilmemişse (tansiyon yükselmeleri vb.) kızarıklık kalıcı değildir. Kişinin duygu durumlarını kontrol altına alması, bazı dolaşımı düzenleme etkisi olan kremleri kullanması tedavinin önemli bir parçasıdır. Aynı zamanda ışık terapileri sayesinde tedavi hızlandırılandırılabilir. Şayet kızarıklık kalıcı ise; diğer etkenler araştırılmalıdır. Genellikle kalıcı kızarıklık olduğu zaman rozasea hastalığından bahsedilir.
Rozasea, ülkemizde de sıkça görülen bir hastalık olup; genellikle açık ten renkli kişilerde gözlenen, saydığımız çevresel faktörlerle yakından ilişkili olan, hatta bazen mide rahatsızlıkları ile de beraberlik gösteren cilt problemidir. Çoğu zaman kişide estetik kaygılar uyandıran rozaseanın; cilt dışında gözlerde de kızarıklık ve kurumalar olabilen formundan, sadece ciltte kızarıklıkla seyreden formuna, akne benzeri sivilcelerin de kızarıklığa eşlik ettiği formdan, burunda büyümeyle (rinofima) sonlanan formuna kadar çeşitli tipleri vardır.
Genetik yatkınlığının yanı sıra, ırksal (Kuzey Avrupa ve Akdeniz) bir yatkınlık olduğu bilinir. 30-40 yaş arasında ve kadınlarda erkeklere göre daha fazla görülür. Demodeks isimli bir parazitin ve birlikte yaşayan bazı özel bakterilerin de rozasea’ya yol açtığı bilinmektedir. Ayrıca hücresel savunmanın da azaldığı durumlarda serbest radikallerin rozaseaya sebep olduğu son yayınlarda bildirilmektedir. 

Cilt kızarıklığının ve rozaseanın tedavisinde ortak olanlar, çevresel etkenleri uzaklaştırmaktır. Özellikle güneş koruyucularda yüksek çinko oksit ve oktinoksat içerikler,  UVA’yı tam bloke eden güneş koruyucu kremler kullanılmalıdır. Gıdalardan kafein içerikli, mayalı içeceklerin alımına ve özellikle alkol tüketimine dikkat edilmelidir. Çok sıcak yemek yeme ve içme alışkanlıkları gözden geçirilmelidir. Duygusal olarak iniş çıkışlar olabildiğince kontrol altına alınmalıdır. Bütün bunların yanı sıra, intense pulsed light  (IPL) tedavisi veya damar lazerleri ile kızarık alanlar hafifletilebilir. 

Özellikle rozasea için kullanılması gereken kremler arasındametronidazol veya tetrasiklin, doksisiklin antibiyotiklerini içeren kremler bulunmaktadır. Dirençli vakalarda isotretinoin tedavisi önerilebilir.

Tedavi yöntemi için: IPL'e tıklayınız.

kaynak:Uzm.Dr.Betül Şengör - www.cildiminsagligi.com'dan alınmıştır

CİLT KIRIŞIKLIĞI NEDEN OLUR?

Cildimiz temelde hücresel döngünün hızı ile doğru orantılı olarak yaşlanır. Gerçek şu ki doğduğumuz zaman cildimiz yaşlanmaya başlar. Bir yaşında bile bir yıllık güneş görmüşlük, bir yıllık çevresel hasarlara maruziyet, 1 yıllık beslenme ve uyku düzenine uyumluluk içinde birinci yaşındadır. Elbette kendini yeniler, bu yenilenme hızı 25-30 yaşlarından itibaren azalmaya başlar ve yaşlılık belirtilerini görmeye başlarız.

Yüzümüzün üst bölgesi mimik kaslarının kullanımıyla doğru orantılı olarak yaşlanır. Hangi yaşta olursak olalım göz çevresinde veya alında ya da kaş arasında kırışıklıklarımız olabilir. Ancak bu çizgiler yaş ilerledikçe yerleşmeye ve derinleşmeye başlar. Bu nedenle bu kırışıklıların olmasını mimiklerimizi kontrol ederek veya botox yaptırarak engellemeye çalışmak doğru bir yaklaşımdır.

Yüzümüzün orta bölgesi doku çökmesi ve yumuşaması ile ilişkili olarak yaşlanmaktadır. Bu bölgede bağ dokusunun sıkılığını belirleyen ana madde hyaluronik asit içerikli jölemsi sıvı ve yağ dokumuzdur. Bu kayıpları azaltmak için fazla değişken bir kilo durumunun olmaması gerekir. Kaldı ki kadınların aylık periodları veya hamilelik dönemleri daha sonra da premenapoz ve menapoz bu kayıpların en fazla yaşandığı dönemler olmaktadır.  Bu bölgenin gençliğini korumada veya iyileştirmede yerine koyma tedavileri tercih edilebiliyor. Dolgu malzemeleri veya kendi yağımız ya da hücrelerimiz (kök hücre) bu amaçla kullanılabilmektedir.

Yüzümüzün alt bölgesi ve boyun yerçekiminin etkisine yenik düştüğünde ki kollajen ve elastik liflerimizin gerginliğinin ve sayılarının azaldığı 40’lı yaşlarda görülür. Buranın tedavisi için hücreleri ışık ve lazerlerle uyarmak ve vitamin enjeksiyonları yapmak yeterli olabilmektedir. Daha ileri yaşlarda ise cerrahi olarak germe işlemi uygun olmaktadır.

kaynak:Uzm.Dr.Betül Şengör - www.cildiminsagligi.com'dan alınmıştır."

BOTOKS UYGULAMASI NASIL YAPILIR?

Kırışıklıklar nasıl oluşur?

Mimik hareketleriyle yüzdeki çeşitli kaslar sürekli kasılır, kasılmanın olduğu bölgelerde kırışıklıklar görülür. Zamana bağlı olarak cildin azalan hücre üretimi, azalan savunma durumu, kollajen ve elastik liflerde azalma ve de sürekli yapılan mimikler yüzümüzün kırışıklığının temel nedenidir.


BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) Nasıl Etki gösterir ?

BOTULİNUM TOKSİN TİP A kas hareketlerini belirleyen sinir iletisini geçici bir süre durdurarak kasları gevşeten doğal ve saf protein yapıda bir ilaçtır. Mimik kaslarına uygun olan dozlarda yapılan bu enjeksiyon uygulamasında, kasın kasılmasına neden olan asetilkolin isimli maddenin salınımı engellenebilmekte bu maddenin yapacağı kasılma görevi geçici olarak durabilmektedir. Kas gevşediği için ilişkili olan cilt daha düz bir görünüm alabilmektedir.
Yüz ifadesi bu sayede daha dingin ve daha rahat bir görünüm alabilmektedir.


BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) güvenli midir?
 
Klinik uygulamaları olan bir kas gevşetici ilaç olan botulinum toksin, clostridium botulinum bakterisinden elde edilen bir ilaç olup, çocuklarda büyük kas gruplarında tedavi ve destek amaçlı kullanım alanı vardır. Bu nedenle mimik kaslarına çok daha düşük dozlarda uygulama yapılıyor olması kırışıklık tedavisinde kullanılan bu yöntemi güvenilir kılmaktadır.



Uygulama nasıl yapılır?

Bu uygulama yaklaşık 10-15 dakika süren, ilgili bölgelere, gerekli dozlarda botulinum toksinin enjekte edilmesinden ibarettir.


BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) uygulaması ağrılı mıdır? 

Enjeksiyon sırasında insülin iğnesinin ucu kullanılmaktadır. Bu nedenle acısı da oldukça az olmaktadır. 
Çok hassas kişilerde belki soğuk kompres veya anestetik krem kullanılabilir.
Anestezi gerektirmez. Uygulama sonrası günlük aktiviteye devam edilebilir.


BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) uygulayıcı özellikleri

Yüz ifadesini kontrol eden kaslara ilişkin anatomik bilgisi olan bir hekim tarafından uygulanmalıdır. Her bireyin yüz kırışıklıklarının dimaniğine göre uygulama yapmak birbirine benzeyen yüzlerin oluşmasını engelleyen en önemli unsurdur.
BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A)  kaç yıldır uygulanmaktadır?
BOTULİNUM TOKSİN TİP A farklı endikasyonlarda yaklaşık 20 yıldır kullanılmaktadır. Çeşitli  hastalıkların tedavisinde 80’den fazla ülkede kullanılan bir ilaçtır.
BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) uygulamsının günümüzde onaylı alanları
  • Kırışıklık tedavisi
  • Aşırı terleme (Hiperhidroz)
  • Göz tikleri (Blefarospazm)
  • Serebral palsi
  • Servikal distoni
  • Fokal distoniler
  • Yüz felci (Hemifasyal spazm)
  • Spastisite
  • Şaşılık (Strabismus)
BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) kozmetik amaçlı kullanım alanları
Temel uygulamalar
  1. Alın çizgileri
  2. Kaş arası çizgileri
  3. Göz kenarı kırışıklığı
  4. Kaş kaldırma
İleri uygulamalar
  1. Burun etrafında oluşan kırışıklıklar
  2. Üst dudak kırışıklıkları
  3. Marionette (üzüntü) çizgileri
  4. Boyun çizgileri ve platisma bantları
  5. Yüzde asimetri
BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) etkisi ne zaman belli olmaya başlar?


        1. Uygulamadan 3-7 gün sonra etkisi görülmeye başlar.
        2. 10-14 gün içerisinde etkisi daha net olarak görülür. 
        3. Bu aşamada doktorunuzla tekrar görüşerek uygulama         sonuçlarınızı kontrol ettirebilirsiniz. 
        4. Enjeksiyon yapıldıktan 30 gün sonra etkisi oturmaktadır.
        5. Bu etki 4 aya kadar sürmektedir. 
        6. Etki süresi kişiden kişiye farklılık gösterebilir.



BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A)  doğal görünüşü olumsuz etkiler mi? 

BOTULİNUM TOKSİN TİP A ile doğal görünüşünüz korunabilmektedir. Estetik bir uygulama yaptırdığınız belli olmaz. Duygularınızı mimiklerinizi kullanarak ama kırışıklık oluşmadan ifade edebilirsiniz.
kaynak:Uzm.Dr.Betül Şengör - www.cildiminsagligi.com'dan alınmıştır

EPİLASYON HAKKINDA MERAK ETTİKLERİNİZ

1. Kimler lazer epilasyon yaptırabilir?

Lazer epilasyonu, 16 yaşından büyük olan, kıl yapısı uygun; kıl rengi ile ten rengi arasında belirgin farkı olan (koyu renk kıl) ve ışığa karşı aşırı duyarlılığı olmayan herkes yaptırabilir.

2. Lazer epilasyonda kıl neden koyu renkte olmalı?

Lazer ışığının hedefi, kıllara renk veren pigmentlerdir. Lazer ile çevre dokulara zarar vermeden kılları besleyen kökleri etkilemek pigmentler sayesinde mümkün olabilmektedir. Lazer ışığı, kılların rengini veren renk maddeleri (pigmentler) sayesinde emilir köke iletilir, kıl kökünün ısınarak etkilenmesi sağlanır. Açık renkli kıllarda, ışık pigmentlerin yeterli olmayışı yüzünden emilemez ve dolaysıyla kıl köküne iletilemez.

3. Lazer epilasyon hangi bölgelere uygulanır?

Kadın ve erkekte gözlük takılarak uygulanabilecek her bölgeye, örneğin elmacık çıkıntılar üzerindeki kıllardan, bacaktaki kıllara kadar kıl yapısı işleme uygun olan durumlarda uygulanabilir. Genellikle lazer epilasyon, kadınlarda özellikle bikini bölgesi (kasık), koltuk altı ve bacaklarda, erkekler de sakal bölgesinde, boyunda ve ensede tercih edilebilmektedir.

4. Bir seansta kıllardan kurtulmak mümkün mü?

Bir seansta, tüm kılların ışığı aynı şekilde emerek köke ulaştırmaları mümkün değil. Çünkü kıllar da vücudumuzun her hücresinde olduğu gibi fiziksel bir döngü içinde. Seanslar, kılların yerleştiği yere ve kişinin genetik özelliklerine göre değişmekle birlikte, ortalama 1-2 ay aralıklarla, 3 ila 8 seans sürmekte.
5. İki seans arasında ne kadar süre geçmeli? 

Vücudumuzdaki kıllar, büyüme, dinlenme ve dökülme evrelerini geçirirler. Eğer bir kıl büyüme evresinde iken lazer uygulanırsa, onun o seansta kalıcı olarak yok olması mümkün olabilir. Bu nedenle seanslar arasında bir ila iki ay gibi süreler öngörülür. Büyüme evresinde bulunmayan bir kıla lazer uygulaması yapılırsa, kıl tütsülenir ve ışığı kıl köküne ulaştırma görevini tamamlayamaz. 
Cilt üzerinde 0,5 cm uzunluğuna erişmiş olan kıllar daha fazla uzaması beklenmeden işleme alınabilir. Seans aralıkları süreler bölgesine göre değişir. Örneğin koltuk altı 1-1.5 ay ara ile bacak ise 2- 2.5 ay ara ile uygulamaya alınabilmektedir.

6. Uygulama, ne kadar sürer?

Süre, epilasyonun yapılacağı bölgeye göre değişir. Örneğin yüz, kasık, koltuk altı gibi bölgelerde 10-15 dakikayı, bacaklarda 1 saat sürebilmektedir.
7. Lazer ışınlarının insan sağlığı üzerine herhangi bir zararı var mı?

Sağlığa herhangi bir zararı olmayan lazer ışınlarının hedefi, kıllardır. Bu yüzden çevre dokulara zarar vermez. Olabilecek en kötü yan etkisi, kalıcı olmayan lekelerdir. Bu lekeler, kısa süre sonra kendiliğinden iyileşir.

8. Uygulama sırasında ağrı hissedilir mi?

Sadece ışık vücuda değdiğinde, tek bir kılı cımbızla kopartırken hissettiğimizden çok daha az bir acı duyulabilmektedir. Bu esnada ışığın değdiği bölgede aynı anda en az 10-15 kıl köküne ulaşılabilmektedir.

9. Günümüzde pek çok yerde uygulanan lazerle epilasyonda, özellikle neye dikkat etmeli, tercihini neye göre yapmalı?

Lazer epilasyon sırasında kıl kökünün ısıtılması ve bu şekilde yok edilmesi hedeflenir. Bu ısıtma işlemi sırasında cildi korumak çok önemli. Cildin üst tabakasına zarar vermeden bu işlemi yapabilmek için, cilde önceden uygulanan soğutucu başlıklar veya gazlar kullanılır. Son dönem lazer epilasyon aletlerinin hepsinde soğutucu başlıklar bulunmaktadır.

10. Epilasyondan sonra nelere dikkat edilmeli?

Tüm uygulama süresince, kılların, cımbız, ip, ağda gibi yöntemlerle alınmaması gerekir. Çünkü bu yöntemler, kıl köklerini incelterek kılların lazere duyarlılığını azaltır. Ayrıca güneşlenmek ve solaryum uygulmalarından sonra 48-72 saat içinde lazer epilasyon yapılmamalı ve işlem sonrası birkaç hafta solaryum veya güneş ışınlarına maruz kalınmamalı.



kaynak: "Uzm.Dr.Betül Şengör - www.cildiminsagligi.com'dan alınmıştır." 

HAMİLELİK TESTLERİ NE KADAR GÜVENLİ

Yaşadığınız ilişkiden sonra adet görmeniz gerekirken hala adet görmediyseniz.Bunu eczanelerden temin edebileceğiniz bir test aracıyla test ederek öğrenebilirsiniz.Adet görmeden hamilelik hormonları idrara karışmayacağından mutlaka adet döneminizi beklemeniz gerekir.Yapacağınız test'te test çubuğunda ikinci bir çizgi olumuşsa bu hamileliğin pozitif olduğuna işarettir.Ancak ikinci çizgi oluşmamışsa bu hamile olmadığınız anlamına gelmez.Kesin emin olmak için mutlak bir jinekolog muayenesi gerekir.

Tüp Bebek Tedavisi Ücreti Ne kadar?

Son yapılan yönetmenlik değişikliği ile SGK tüp bebek tedavi masrafının tamamını karşılamaktadır.Ancak Hasta Tüp bebek tedavisini özel bir tüp bebek tedavi merkezinde yaptıracaksa masrafın yaklaşık yüzde 30'unu karşılamak zorundadır.Devlet tarafından ödenen tüp bebek tedavi ücreti 1200 Tl.civarında olduğuna göre hasta yaklaşık 400 Tl.cebinden ödemek zorundadır.

Erkekler'de Kısırlık Nasıl tespit edilir?

Erkeklerde kısırlık Yapılacak olan spermiogram testi ile rahatlıkla tespit edilebilir.Bu test sayesinde Sperm sayısı, normal spermlerin anormal şekilli spermlere oranı, hareket derecesi iyi olan sperm miktarı değerlendirilir. Ayrıca verilen semen örneğinin miktarı, pH’sı, rengi, lökosit varlığı, fruktoz miktarı, likefaksiyonu gibi özellikleri değerlendirilir. Belli zaman dilimlerinde spermlerin hareketliliği incelenir. Hareket tiplerine göre sınıflama yapılır.

Sperm analizi sonucuna göre ideal olarak karar verebilmek için 1 ay ara ile yapılmış en az 2 farklı sperm örneği incelenmelidir.

Erkekler'de Kısırlık

Erkeklerde kısırlığın yaş ile bir alakası var mıdır?


Cevap:hayır erkeklerde kısırlığın yaş ile bir ilgisi yoktur.20 yaşındaki bir erkekteki sperm sayısı ne ise 40 yaşında veya 60 yaşında bir erkekte olan sperm sayısı aşağı yukarı aynıdır.Yalnız sperm hareketliliğinde yaşa bağlı yavaşlamalar görülebilir.

BOYA VE PERMA'DAN ZARAR GÖRMÜŞ SAÇLAR İÇİN

Evde hazırlayabileceğiniz doğal bitkisel yağlar ile boya ve perma nedeniyle yıpranmış saçlarınızı tekrar eski haline getirebilirsiniz.
Bunun için aşağıda verilen formüllerden elinizdeki malzemelere göre kendinize uygun olanını hazırlayabilirsiniz.


  • 40 ml tatlı badem yağı ve 20 ml hint yağı karıştırılarak saçlara ve özellikle de saç uçlarına iyice yedirilir. Bir saat süreyle etkilemeye bırakılır.



  • 40 ml hintyağı ve 20 ml soya yağı bir cam şişede veya kavanozda iyice karıştırılır. 2’ser tatlı kaşığı ısırgan otu, biberiye ve kekik eklenir. Çok iyi çalkalanarak 2 gün bekletildikten sonra süzülür. Bu yag saçlara emdirilir ve 40 dakika etkilemeye bırakılır.

  • 25 ml bademyağı(veya kabak çekirdeği yağı) ve 25 ml zeytinyağı karıştırılır ve saçlara   friksiyon yapılır. Daha sonra saçlar bir havlu ile örtülerek, birkaç saat veya gece boyunca etkilemeye bırakılır.

KURU VE YIPRANMIŞ ŞAÇ'LARA BESLEYİCİ BİTKİSEL ŞAMPUAN

Herkesin evinde kendi hazırlayabileceği doğal ve bitkisel bir saç bakım şampuanı.Bu şampuan ile kuru ve yıpranmış saçlarınız canlanacak,daha doğal bir görünüm alacak.
2 yemek kaşığı susam yağı, bademyağı veya ayçiçeği yağı ve 3-4 yemek kaşığı dolusu nohut unu hazırlanır. Saçlar yıkanmadan önce, seçilen yağ ile masaj yapılır. Sonra, artan yağ ile nohut unu, belki biraz da sıcak su eklenerek, akışkan bir lapa haline getirilir. Bu lapa ile friksiyon yapılarak saçlar şampuanlanır ve iyice durulanır.

YAĞLI SAÇLARA BİTKİSEL LİMON ŞAMPUANI HAZIRLANIŞI

Saçlarınız aşırı yağlı olmasından muzdarip olmakta haklısınız.Çünkü yağlı saçlar genellikle ince tellidir,bu nedenle çabuk yağlanırlar.Bu saç tipinde olanlar saçlarını her gün düzenli olarak yıkamak zorundadır.aksi halde saç derisinde kaşıntı ve kepeğe yol açabilir.Siz de evde hazırlayabileceğiniz bu şampuan yardımı ile yağlı saçlarınızdan kurtulabilirsiniz.

Yağlı saçlar için bitkisel şampuan tarifi:
5 yemek kaşığı  ince kıyılmış ısırganotu yaprağı yarım litre soğuk suya eklenir, kaynama derecesine kadar ısıtılır, 15 dakika demlendikten sonra süzülür. Bu arada, 1 limonun suyu sıkılır. Ayrıca 2 yumurta sarısı çalkalanır. Limon suyu, yumurta sarısı, 5 damla limon yağı ve 1 tatlı kaşığı  hazır bitkisel sampuan, ısırganotu çayına eklenerek karıştırılır. Saçlar bu şampuanla yıkanır ve iyice durulanır.

YEŞİL ÇAY MASKESİ İLE GELEN GÜZELLİK

Bir bardak su kaynatılır ve 5 dakika bekletilir, 1 yemek kaşığı dolusu yeşil çay eklenerek 5 dakika demlendirilir, süzülür ve soğumaya bırakılır. Bu arada, 3 yemek kaşığı dolusu bademyağı ve 1 yemek kaşığı dolusu çiçek balı iyice karıştırılır. Yeşil çay bu karışıma yavaş yavaş eklenirken karıştırmaya devam edilir. Maske, yüze, boyuna ve dekolteye uygulanır ve 20 dakika etkilemeye bırakılır.

Ayak Kokusunu Nasıl Önlerim?


Ayak kokusunu önlemek için öncelikle ayak kokusunun neden kaynaklandığına bakmalıyız.Ayak florası üzerinde bulunan bakteriler sıcak,nemli ve havasız ortamı severler,buna bir de ayaklarını yıkamama,sık çorap değiştirmeme,aynı ayakkabıyı uzun süreli giyme faktörleri de eklenince ayak kokusunun ortaya çıkması kaçınılmaz olur.

Ayak florası üzerindeki nemli ortamda çoğalan bu bakteriler bir süre sonra ortaya kötü bir koku yaymaya başlar.Bu bakterilerin çoğalması kişiden kişiye değişiklik gösterebilir.Bazı insanlar şunu diyebilir! Ben sürekli ayaklarımı yıkarım,günlük çorabımı değiştiririm fakat yinede ayak kokusundan kurtulamıyorum.Bu tamamen insanın bünyesinden kaynaklanabilir.Yani bazı insanlarda bakteri çoğalması fazla iken bazılarında daha az olabilir.

Ayak kokusunu önlemede alınacak önlemler şöyle sıralanabilir:
  • Her gün fırsat buldukça ayak iyice yıkanmalıdır.Yıkama sonrası ayak bir havlu yardımı ile kurulanarak nemi alınmalıdır.
  • Ayağı terletmeyen sentetik olmayan pamuklu çoraplar tercih edilmelidir.çoraplar sık sık değiştirilmelidir.
  • Ayağı terletmeyen hava aldıran ayakkabılar tercih edilmelidir.Mümkünse ayakkabılar sık aralıklarla değiştirilmelidir.
  • Piyasa da ayak kokusu gidermeye yardımcı pek çok krem bulunmaktadır.Bunlardan birini denemek ayak kokusunu önlemede size yardımcı olabilir.

AŞIRI TERLEME TEDAVİSİ


Bir insanda aşırı terleme olduğunun kabul edilebilmesi için öncelikle bunun teşhisi gerekir.Bu da ancak dermetoloji konusunda uzman bir hekim vasıtası ile tespit edilebilir.Bunun için doktor tarafından bir takım testlerin uygulanması gereklidir.Hekim tarafından yapılan testler sonucu terlemenin seviyesi tespit edilerek buna göre bir tedavi uygulanabilir.


.

Öncelikle aşırı terleme için hali hazırda eczanelerde satılan terleme önleyici kremleri veya deodorantları kullanabilirsiniz.Bunları kullanmanıza rağmen tedavide sonuç alamıyorsanız,konusunda uzman bir dermatolog dan yardım almakta fayda var.Burada uygulanacak bir iyon transferi tedavisi ile yaklaşık 7-8 seansta terleme olan bölge tedavi edilerek sonuç alınıyor.Tedavide başarı oranı oldukça yüksek ,hasta tedaviden yarar görürse tedavisini evde de devam ettirebiliyor.iyon transferi tedavisinde kullanılan iyontoforez olarak adlandırılan bu cihazları piyasadan pek çok medikal ürün satan mağazalardan temin etmek mümkün.

Terleme tedavisinde etkili diğer bir yöntem ise botoks tedavisidir.bu tedavi yöntemi ile bir seansta sonuç almak mümkün.Botoks tedavisi sonucu aşağı,yukarı bir yıl süre ile terleme sorununuz son buluyor.Bu tedavi yöntemini de belirli bir ücret karşılığı pek çok güzellik merkezi ve özel klinikler uygulamaktadır.

En son tedavi yöntemi ise cerrahi bir yöntem olup gerekmedikçe önerilmez.Bunun için mutlak bir uzman muayenesi gerekir.gerekli görülürse bu yöntem uygulanabilir.

Terlemeye karşı kişisel hijyen


Gün içerisinde yapılan koşuşturma sonucu cildimizin bir miktar terlemesi normaldir.Ancak özellikle koltuk altı bölgesinde oluşan terleme sonucu ortaya çıkan koku rahatsız edici olabilir.Ter kokusunu önlemek için günlük olarak terleyen bölge su ve sabun temizlenmelidir.özellikle cilt yapısına uyumlu ph özelliği olan sabunların kullanılması terlemeyi ve ter'den kaynaklanan kötü kokuyu önlemeye yardımcı olur.

Terleyen bölgeye pudra uygulaması gözenekleri tıkayacağı için önerilmez.Ancak belli bir mesafeden ve açıdan uygulanmak şartı ile pudralı deodorantlar kullanılabilir.terlemeye karşı 24 saat etkili koruma sağlayan bazı krem şeklinde ürünler var bu ürünler kullanılabilir.Burada dikkat edilmesi gereken husus bu ürünlerin akşamdan temizlenmiş cilt üzerine uygulanmasıdır.

BOTOKS UYGULAMASI NEDİR? BOTOKS FİYATLARI


Botoks uygulaması son yıllarda gelişen tıp ile beraber özellikle cilt kırışıklıkları,el ve ayak terlemesi ile koltuk altı terlemesi tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir.

Botoks nedir diye soracak olursanız,botoks bir bakteriden elde edilen bir toksin çeşididir.Bu toksin cilt altında bulunan kaslara enjekte edildiğinde uygulanan bölge eskisi kadar kasılamadığı için uygulanan bölge gerginleşir.

Botoks günümüzde pek çok güzellik merkezi ile özel tıp kliniklerinde uygulanmakta olup kırışıklık gidermede ve koltuk altı terlemesinde etkili bir yöntemdir.Uygulama fiyatları kliniklere göre ve uygulanan bölgelere göre değişiklik göstermekte olup ortalama 200 ile 800 dolar arasında değişmektedir.

GENİTAL BÖLGE TEMİZLİĞİ NASIL YAPILMALI?

Genital bölge temizliği için farklı seçenekler mevcut olup bunlardan en etkilisi muhakkak ki lazer epilasyondur.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken bunun mutlaka bir uzman tarafından yapılmasındadır.Aksi takdirde daha kötü sonuçlar doğurabilir.Özellikle günümüzde bazı kuaförlerde bile bu hizmetin verildiği bilinmektedir.Lazer epilasyonla kıl kökleri yakıldığından fazla yakılması durumunda cilt yanıkları oluşabilir,bu da fiziksel açıdan acı verir.ayrıca estetik açıdan görünüm hoş olmayabilir.

Bir diğer seçenek kadınlar arasında oldukça yaygın olan klasik ağda yöntemi.Bunun da bu konuda tecrübeli kişiler tarafından veya kadının kendisi bu konuda deneyimli ise uygulaması gerekir.

Bir diğer yöntem ise iğne epilasyonu olup bu yöntem kıl kökerindeki bakterileri dışarı çıkartıp enfeksiyona yol açabileceğinden önerilmemektedir.

En basir ve en bilinen yöntem ise tabi ki jiletle traş etme yöntemi olup burada hijyen sorunu vardır.dikkat edilmesi gereken jiletin daha önce başkası tarafından kullanılmamış olmasıdır.genellikle banyo jileti olarak bilinen tek kullanımlık jiletlerin kullanılması önerilir.

Cinsel ilişkiden sonra spermleri temizlesem hamile kalırmıyım?

Cinsel birleşme sonrası kadının vajinal bölgeyi yıkaması veya spermleri dışarı atması hamileliği önler mi diye sorarsanız,buna verilecek cevap hayırdır.
Çünkü spermler çok hareketli canlılar olduğundan vajina içerisinden rahim ağzına ulaşarak hamileliğe yol açabilirler.

Vajinal bölge çevresine boşalma hamileliğe yol açar mı?

Bu mümkün görünmese de tamamen imkansız değildir.Dışarı boşalma olarak ta nitelenen ve gençler arasında yaygın olarak kullanılan bu yöntemin hamileliği önlediği bilinse de bu riski sıfırlamaz.

Benzer Konular

Popüler Yayınlar